Denizin dibinde Hatçam! Dalga dalga dalgalanıyor...

Ordu’da su tarifelerine zam yapıldı. Açıklanan yeni tarifeye göre 2026 yılı için suyun metreküp fiyatı 45,6 TL olarak belirlendi. OSKİ açıkladığı bu fiyat tarifesiyle Karadeniz'de bir rekora imza atmayı başardı. Tüm Karadeniz illerindeki
zamlı tarifelere bakıldığında bu oran 24 TL ile 35 TL arasında değişirken Ordu 45,6 TL ile yine üstünlüğü elden bırakmadı.

Bugün Ordu’da herkes aynı soruyu soruyor:

Karadeniz’de en pahalı suyu neden biz kullanıyoruz?


YÖNTEM HEP AYNI

Ordu’da su tarifelerine yapılan yüksek zam henüz açıklanmamışken kamuoyunun önüne tanıdık bir manşet dalgası sürülüyor.
Yerel basında ve belediyenin anlaşmalı iletişim ağında peş peşe aynı cümleler dolaşıma giriyor.

Başlıklar çok bilindik ve sıradan; "Yılların özlemi sona eriyor, Ordu'da sağlıklı şehir için içme suyu altyapısı güçleniyor, Ordu'da su sorunu tarihe karışıyor, Ordu'da içme suyu altyapısına güçlü yatırım..."

Önce yatırımların anlatıldığı güçlü bir PR dalgası oluşturuluyor, ardından zamlar açıklanıyor. Böylece kamuoyunun zihnine şu mesaj yerleşsin isteniyor: “Evet pahalı ama hizmet de var”

Aynı ağızdan çıkan bu manşetlerde en dikkatimi çeken ise şu oldu: "Fatsa'ya dev yatırım, 7 yılda en çok yatırım Fatsa'ya..."

Bu kadar iddialı manşetin gölgesinde Fatsa'nın içme suyu ve kanalizasyon altyapısını bir masaya yatıralım isterseniz!

Ordu'nun en önemli ilçelerinin başında olan Fatsa'da hala bir su arıtma tesisi olmadığını bilmeyen yoktur.

Ünye, Altınordu, Ulubey, Gölköy, İkizce, Gürgentepe, Kabadüz, Kumru, Korgan, Aybastı'da bu tesisler aktif halde çalışıyor.

Hal böyleyken “en çok yatırım Fatsa’ya yapıldı” şeklindeki iddialı manşetler ister istemez vatandaşın aklında soru işaretleri doğuruyor. Çünkü vatandaş yatırımı manşetlerde değil, günlük hayatında görmek istiyor.

FATSA'YI YÖNETENLER DE SINIFTA KALDI

Tabi burada Fatsa'daki şimdiki ve önceki dönemlerdeki yerel yönetimlerin eksikliğine dikkat çekmeden tüm eksikliği OSKİ'ye yüklemek de yanlış olur. Bahsedilen çoğu küçük nüfuslu ilçelerdeki arıtma tesisleri bölge yöneticilerinin bürokratik hamleleriyle yapıldı ve birçoğu zaman sonra OSKİ'ye devredildi. Gelirleri ve altyapı harcamaları oldukça sınırlı olan çoğu küçük nüfuslu ilçelerde bile bu tesisler kurulurken Fatsa'daki yerel yöneticilerinin bir su arıtma tesisi kuramaması bir yerel yönetim başarısızlığıdır.


Sağlıklı suya erişim bir lütuf değil, en temel insan hakkıdır. Belediyeciliğin en büyük yatırımı manşetlerde dolaşan rakamlar değildir; insanların evinde musluğu açtığında içi rahat bir şekilde kullanabileceği temiz ve güvenli suyu sağlayabilmektir.

ŞEHRİN PİSLİĞİ OLDUĞU GİBİ DENİZE AKITILIYOR!

Fatsa’da yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülemeyen kanalizasyon meselesinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

Özellikle yaz aylarında insanların denize girdiği, şehrin en değerli yapılaşma alanlarından biri olan Dolunay mevkii...

Burada evlerden çıkan tuvalet ve atık suları borularla yaklaşık 200 metre açıkta denize bırakılıyor.

Yani kâğıt üzerinde “derin deşarj”

Ama Karadeniz kâğıt üzerindeki hesaplara çok da itibar etmiyor.

Dalga geliyor, akıntı değişiyor, rüzgâr yön değiştiriyor.

Ve o 200 metre açığa bırakılan atıklar, dalga dalga tekrar sahile dönüyor.

Tam da insanların yüzdüğü, çocukların oynadığı, yazın binlerce insanın serinlediği o kıyıya…

Benin aklıma o türkü geliyor:

“Denizin dibinde hatçam… Dalga dalga dalgalanıyor…”

Bu türkü Fatsa'daki bir altyapı ayıbının ironisi gibi.

Üstelik mesele sadece Dolunay değil. Bolaman tarafında bu mesafe 150 metrenin de altında. Yani “derin deşarj” dediğimiz şey aslında çoğu yerde “pisliği açığa bırakma”dan ibaret.

Bu uygulama, sigara izmaritini çevreyi kirlettiği görülmesin diye arabanın altına atarak çirkin görüntüyü gizleyen amcanın davranışına benziyor. Peki o araba gittiğinde?


SONRA NE OLUYOR?

Bir tarafta “turizm gelişiyor” diyoruz.
Bir tarafta “Karadeniz’in en güzel sahilleri” diye övünüyoruz.
Ama aynı sahilin altından geçen borularla atıkları denize gönderiyoruz.

Deniz her şeyi saklar sanıyoruz.

Oysa Karadeniz saklamıyor.
Dalga dalga geri getiriyor.

Sonuç o ki; Karadeniz’in en pahalı suyunu kullanıyoruz ama deniz bize altyapı eksikliklerinin gerçek maliyetini dalga dalga hatırlatıyor.