"Keşkeğin" tekamülü…

"Keşkeğin" tekamülü…
Türkiye Cumhuriyeti 10 göz bir binada, tahta sıralar üzerinde kuruldu…
Adına 1’nci Meclis diyoruz…
Ankara’da, Ulus’ta…

Milli Mücadele’yi verip memleketi işgalden kurtaran vekillerin 1920’deki yemek menüsü…
Tarhana çorbası…
Kuru fasulye / nohut…
Keşkek…
Bulgur pilavı…
Nadiren et…
Hoşaf…
Ekmek…
İlaveten varsa soğan veya turşudan ibaretmiş…

Meclis Başkanı Mustafa Kemal’in önemli günlerde verdiği yemeklerde de menü hemen hemen aynı…
Varsa biraz sebze, meyve ilave ediliyormuş…

1920’lerde yurdum insanının sofrası da bundan çok farklı değil…
Bol tarhana, bol bulgur…
.....

Yıl 2026…
Cumhuriyet’in 103’üncü yılı…
Üçüncü Meclis binamızdayız…
Ceylan derisi koltukları olan binlerce odalı son derece refah, devasa bir yerleşke…

Henüz memleketin sosyo-ekonomik meselelerini çözememiş, ancak kendinin, kendinden öncesi ve sonrasının her türlü sosyo-ekonomik meselelerini çözmüş vekillerimizin yemek yediği Meclis lokantası; menüsü ve uygun fiyatlarıyla dillere destan…

Haliyle Meclis Başkanının milletvekillerine verdiği iftar yemeğinde yenilen içilenler kendi "sosyal statülerine" göre gayet normal…

Üstelik nereden geldiklerini unutmamak adına menüye "keşkeği" dahi ilave etmişler…
Tabii küçük bir farkla…
"Yatağında dana antrikotlu"…
Vekile yakışır…
Yüz yıl geçmiş…
Bırakın da o kadar tekamül olsun…

Senin iftar menün 1920’lerdeki gibi diye niye fesatlık ediyorsun ki…
Acele etme…
İnşallah yüzyıl içinde sen de keşkeğinin ortasına antrikot döşersin…

Bakın;
Mesele milletvekilinin iftarda ne yediği değildir…
Milletvekilinin yediğinde, içtiğinde, aldığında gözü olanın gözü çıksın…
Mesele;
Vekilliğini yaptıkları milletin neden hâlâ bulgurdan, tarhanadan, tahılla beslenmekten kurtulamadığı meselesidir…
Ramazanda dahi, bırak eti; pideyi,domatesi, hıyarı, iki tıkıl tatlıyı düşünmeden, canının çektiği gibi alamama meselesidir…
M. Topkaya