NATO “Aç kalın ama silahsız kalmayın” diyor…

"Yurtta sulh, cihanda sulh…”
Atatürk’ün bu sözü, esasında dünyaya verilmiş en büyük mesajlardan biridir…
Sulh, yani barış olduğunda; insanlık da insanlar da zenginleşir…

Silahlanmaya ayrılan kaynaklar; insanlığın diğer ihtiyaçlarına, eğitime, sağlığa, üretime ve refahın artmasına ayrılır…
İdeal olan budur…

Ancak dünya için bu durum ne yazık ki bir hayal gibi görünüyor…

Memlekette de durum farklı değil…

Silahlanma, savunma sanayi, füze, uçak, bomba…
Bu ifadeler hemen her gün o kadar çok kullanılıyor ki, birilerinin çıkıp, “Yapmayın, etmeyin; kaynaklarımızı silaha değil, insana harcayalım” demesi neredeyse vatan hainliğiyle eş tutuluyor…

Sürekli savunma sanayimizin, füzelerimizin, gemilerimizin, savaş uçaklarımızın ve bombalarımızın ne kadar geliştiği anlatılıyor; bununla övünülüyor, hatta adeta kutsanıyor…

Emekli aç ama “KAAN yaptık…”
İşçi geçinemiyor ama “Füze yaptık…”
Köylü perişan ama “SİHA yaptık…”

Bu anlayış iliklerimize kadar işlemiş durumda…
Sürekli silah ve askeri teçhizat üzerinden yönlendiriliyor, manipüle ediliyoruz…

1933 Almanyası’na benzemeye başladık…
Silah, teçhizat, yol ve köprüyle devlet büyüyor…
Millet ise hem ekonomik olarak hem de nüfus bakımından küçülüyor…

Not 1: Güçlü bir savunma sanayi elbette önemlidir…
Caydırıcıdır...
Ancak caydırıcılık (savunma/taarruz) sadece silahla olmaz…
Çeşitlenmiş ve güçlü bir ekonomi,
Nitelikli eğitim ve üretim,
İyi yetişmiş diplomatlar;
En az uçaklar, füzeler ve bombalar kadar etkili ve caydırıcıdır…

Not 2: NATO’nun 3.0 versiyonu insanlığa barış değil, savaş vadediyor…
Daha fazla savunma sanayine yönelin diyor…
Yani, “Aç kalın ama silahsız kalmayın” diyor…

Tanrı sonumuzu hayır etsin…