“Geçenlerde yaylaya çıktım, her zamanki gibi hayvanların seslerini dinliyordum,” diyor Fatsalı Antikacı Nizamettin Onmuş. “Kömüşün çanı çın çın çalıyor, ben de ‘Eh, bu hayvan otluyor’ dedim kendi kendime. Ama sonra yaşlı bir adam yanıma geldi ve ‘Evlat, bunlar sadece tını değil, her birinin bir manası var’ dedi.”
Onmuş, yaşlı adamın anlattıklarını şöyle aktarıyor: “O çan sesini, kömüş sanki ‘Benim ağam zengin, benim ağam zengindir’ diyormuş gibi duyuyor. İnek ise ‘Bu zenginliği nereden buldun?’ diye soruyor. Danacıklar da ‘Ben şuradan buradan buldum’ diye cevap veriyormuş. Duyunca çok şaşırdım. Meğer hayvanlar, biz fark etmesek de bir tür konuşuyormuş.”
Nizamettin Onmuş, bu durumun tıpkı kutsal metinlerdeki harfler gibi olduğunu vurguluyor: “Kur’an-ı Kerim’de her harfin bir anlamı vardır ya, işte hayvan sesleri de öyle. Basit bir çan sesi gibi gelse de, ardında bir hikâye, bir mana gizli.”
Onmuş, bu deneyimden sonra yayladaki her sesi artık farklı dinlediğini söylüyor: “Artık çalınan her çanı, ineklerin, danacıkların seslerini sadece duyup geçmiyorum. Onların ne anlattığını anlamaya çalışıyorum. Doğa öyle bir dil kullanıyor ki, bilenler için her ses bir mesajdır.”




