CHP Milletvekili Dr. Mustafa Adıgüzel, Ordu’da anormal artış gösteren madencilik faaliyetlerine dikkat çekiyor…
Ordu’nun daha önce %74’ünün maden alanı ilan edildiğini hatırlatıp, başta Ünye olmak üzere çeşitli ilçelerde 18 alanın daha maden çalışmaları için ruhsatlandırıldığını…
Bu ruhsatlara istinaden madencilik yapmak isteyen firmaların faaliyetlere başlamak için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecini başlattıklarını ve ÇED süreci tamamlananların da maden kazısına başlamak üzere olduğunu söylüyor…
Sn. Adıgüzel, Ordu’da yapılan madencilik faaliyetlerinde çevre hassasiyetlerine ve var olan kanunlara yeterince uyulmadığından, Ordu’nun ekolojik dengesinin bozulacağına ve çevre felaketine yol açabileceğine dikkat çekip;
Bu duruma engel olmak için -parti ayrımı yapmaksızın- siyasetçisiyle, sivil toplum örgütleriyle, kültür-sanat insanları ve de medyasıyla bir bütün olarak Orduluların bir araya gelmesi gerektiğini ifade ediyor…
Ayrıca başta Ordu Büyükşehir Belediyesi’ni de uyararak…
Belediyelerin ve bağlı şirketlerinin madencilik faaliyeti yapmasının yasak olduğunu hatırlatıyor…
(Maalesef Ordu Büyükşehir Belediyesi, belediyeler ve bağlı şirketlerin madencilik yapmasını yasaklayan kanunlar olmasına rağmen -sadece ihtiyacı için mıcır ve taş ocağı işletebilir, o da başka hiçbir yere satmamak kaydıyla- ORBEL şirketi vasıtasıyla özellikle bentonit madenciliği konusunda Ordu’da söz sahibi olmak…
“Rödövans” sistemiyle de konuyla ilgisi alakası olmayan kişi ve kurumlar üzerinden rant devşirmek istediği iddia ediliyor…)
Bu çağrılara karşı açıkçası Ordu Çevre Derneği ve maden sahası açılacak yerlerin lokal dernekleri dışında çok fazla bir tepki yok…
Malum, Ordu’da 19 ilçe belediyesi var…
Çoğu da iktidar partisine ait…
Hemen hemen bütün ilçe belediye başkanları kendi ilçelerinde yapılacak madencilik faaliyetlerine külliyen karşılar…
Fakat diğer ilçelerde yapılacak madencilik faaliyetlerine ses çıkarmıyorlar…
“İlçeme, benim bölgeme dokunulmasın da gerisi ne olursa olsun” der gibi davranıyorlar…
Bakınız; meselelere bu şekilde “benim köyüm, ilçem, ilim” şeklinde bakmak sakat bir düşüncedir…
Vatan toprağı 81 il, 973 ilçesiyle bir bütündür…
Elbette ülkemizin refahı, zenginliği için yer altı ve yer üstü zenginliklerinden istifade edilecektir…
Ama bu iş…
Nerede, nasıl ve kim yapacak,
gibi en temel sorulara açıklıkla cevap verilerek, çevre hassasiyetlerine ve var olan kanunlara mutlak riayetle yapılmalıdır…
Akıllarda en ufak bir şüphe kalmamalıdır…
Özellikle de millî servetimiz çok uluslu şirketlere peşkeş çekilmemelidir…
Bu şirketlerin gözünü rant bürümüş iş birlikçilerine de fırsat verilmemelidir…
Hiç değilse çoluğa çocuğa -her ne kadar- müreffeh bir ülke bırakamazsak da doğası kirlenmemiş, bakir bir ülke bırakalım…
Not; Sn. Adıgüzel, çevre konusunda son derece duyarlı bir milletvekilimiz…
Her şeyi belgesiyle ortaya koyuyor…
Her ne kadar parti teşkilatı yeterince sahip çıkmasa da…
Sağ olsun…
Var olsun…